İçine dönüp baktığında gördüğü şeyi beğenmedi… Önce yüzü ekşidi, sonradan kalbi buruldu… o anda kafasında bir soru belirdi; NASIL
İçinde görüp beğenmediği katran karası bu şeyin nasıl damıtıldığını anlamaya çalıştı. En nihayetinde duygu dünyasını şekillendiren kalbinin nasıl olup da duygularını katı bir maddeye dönüştürdüğünü düşündü. Ama hiddetli idi! Bu düşünce onu sinirlendirdikçe sinirlendirdi! Hakim olamadığı sinir nefrete dönüştü, bu duyguları o kadar yoğun hissetti ki bu yoğunluktaki duyguları katı bir maddeye yani içinde gördüğü o katrana dönüşmeye başladı. Bu katran tüm vücudunu kaplamaya başladı. En başta sadece içinde olduğu için göremediği bu katran karası cismin “NASIL” oluştuğunu gördü. Kin, nefret, kıskançlık gibi düşüncelerin NASIL katrana dönüştüğünü öğrenmişti ama NASIL’da kalıp NEDEN’e geçemediği için, bu katranın kalbinde NEDEN oluştuğunu hiç bilemedi…
Kalp ölürse geride kalan cismaniliğin bir kıymeti yoktur! Kalp ölürse savaş çığlığı da atarsınız, katletmek de garip gelmez, insanların sıkıntılarını kendi çıkarlarınız doğrultusunda da değerlendirirsiniz, işinize gelmeyen acıları da yok sayarsanız, vicdanınız kendisi saran katran nedeni ile sesini duyuramaz siz de ölümleri istatistik, parçalanmış bedenleri fotoğraf falan diye de nitelendirirsiniz… hatta gazetede yere yatırılmış ölü çocukları görseniz spor sayfasına hızlı bir geçiş yaparsınız… ama parmağınıza kıymık batsa o cismaniyet size çığlıklar attırır da ortalığı birbirine katarsınız…
Kalp öldü ise utanmazsınız…
Kalp öldü ise hayvansınız!!!
Bu statla ilgili hikayeler dinledik abilerimizden. “Sağ – sol kavgası ile sokaklar çalkanırken aynı renklere gönül vermiş bir devrimci ile bir ülkücü atılan gol sonrası birbine sarılıp sonra hemen kime sarıldıklarını fark edip ayrılırlardı..” gibi hikayeler. Benim hikayem bu kadar kitlesel değil, bir baba ile oğlu arasında. Bizi yetiştiren nesil “babanın yanında çocuk sevilmez” düsturu ile büyütülmüş, büyükleri yanında çocuklarını kucağına dahi almayan ve çocukları ile ilişkilerinde de belli bir mesafeyi hep korumuş (tercihen değilse bile görgü icabı) ve nerede ise çocuklarını onlar uyurken öpüp sevmiş bir nesildi. Bu nesilden bir baba ile bu babanın büyük oğlu birbirlerine sevgilerini dile getirmedikleri gibi sevgi temelli temasları sadece el öpmek ve sonrasındaki kucaklaşma ile sınırlamışlardı. Bu kucaklaşma bir sarılmaya meyl etse de ritüelin parçası olup kucaklaşma ile sınırlanmıştı.